Sığınak

Hüseyin Bul

M. Ender Öndeş’in Dipnot Yayınları’ndan çıkan ‘Ben Feride Bu Benim Sesim’ romanını okurken birçok şey düşünmek mümkün. Evvela medyanın battığı bataklıktan nasıl tükendiğini, gün geçtikçe bittiğini düşünebilirsiniz. İftiralarla, açık hedef göstererek aslı astarı olmayan haberleri nasıl servis ettiğini de. Medyanın kime hizmet ettiğini gösterirken yazar, diğer taraftan güçlünün, iktidara yakın olanın, erki elinde tutanın hiçbir şekilde gazete sahibi olmaması gerektiğini de işaretliyor. Bunu alenen söylemese de manşetlerden, haberlerden kime yaslandığından, haberin kime hizmet edeceğinden çıkarmak pekala çok kolay. Hatta yazarın, romanın sonlarına sakladığı ‘ev ödevi’ bölümünü emir telaki edip üzerinde çalışılabilir. Medyanın taraflılığı üzerine iyi bir ev ödevi çalışması yapılabilir.

ÖRGÜTLÜ MAHALLE, ÖRGÜTLÜ TOPLUM

Romanın düşündürdüğü, dile getirdiği bununla sınırlı değil. Mahalle kültürünü göklere çıkarırken, kapı önlerinde çekirdek çitleyen, perdelerin arkasından kapı gözleyen sorunlu, agresif, yaşlı insanlardan bahsetmiyor. Dışarıdan içeriye, içeriden dışarıya örgütlü bir mahalleden, kendi mahalini, mekanını tanıyan için dışarı kaçmanın da içeri girmenin de kolay olduğundan bahsediyor. Romanın sadece bu duyguyu vermesi bile başlı başına bir rehber niteliğinde. “Bizden bir kişiyi bile almanıza müsaade etmeyiz, kim olduğu önemli değil, bir kişiyi aldığınızda sonrasında nelerin bizi beklediğini biliyoruz, bundan dolayı sarı öküzü size vermeyiz” demeye getiren, en küçüğünden en yaşlısına, en evsizinden en serserisine ortak duygulara sahip bir mahalleden bahsediyor yazar.

Güzel bir mahalle inşa etmiş; vefalı, kimseyi aç, açıkta bırakmayan adı Işıktepe olan bir muhit. Yokuşu, yoksulu, dayanışması bol bir mahalle. Okurken aklıma Gazi Mahallesi gelmedi desem yalan olur. Orada Işıktepe diye bir yer var mı bilmiyorum.

YERALTI EDEBİYATINDAN NÜVE

‘Ben Feride Bu Benim Sesim’ romanı bir yeraltı romanı. Bireysel bir başkaldırı/dönüşümle gelen değişimi görüyoruz. Bu değişimin öncesindeki dili yerle bir eden yeni bir dil yaratılmış. Alt kültürlerin estetik anlayışını belleten/güzelleyen bir bakış açısı var. Bireysel de olsa başkaldırının, isyanın cesaret verici gücüyle çevredeki katılımı, dönüşümü gösteriyor yazar. Romanı yeraltı edebiyatın kıyılarına sürükleyen diğer bir gösterge de romanın ana teması. Polisiyelik bir vaka, karanlık adamların bütün gücüyle bir kadına çökmeye çalışması esnasında karakterlerin kullandığı dil. Argo başrolde değilse bile türü besleyen bir faktör. Uyuşturucunun yanı sıra cinselliğin, işsizliğin, dışlanmışlığın, evsizliğin ve en önemlisi de verili olana itirazın olduğu bir dünyayla karşı karşıyayız. Bütün bunlardan önemlisi yazarın tavrı ve üslubu.

Ben Feride Bu Benim Sesim, M. Ender Öndeş, 180 syf., Dipnot Kitap, 2023.

Romanda çok anlatıcı var. Her anlatıcın ortak noktası önceleri Feride, sonrasında kendine Berivan ismini yakıştıran karakterle olan münasebetleri. Her anlatıcı, ben anlatıcıyla- ki bu türlerde oldukça etkilidir- dahil oluyor. Oldukça sahicidirler, havada asılı kalmıyorlar, hepsinin de ayakları yere basıyor. Piç Nihat, Şiyar, Topal Halit, Gazeteci Reyhan, Şanver, Peri, Çömez Tolga derken bu liste uzayıp gider. Her bir karakter kendi mahallesini anlatıyor; kimi konfeksiyon atölyesinden, kimi emniyetin koridorlarından, kimi gazetenin arka bahçesinden kimi de mahallede var olmak, fark edilmek, ayakta kalmak için kapı arkalarından, dar ve karanlık sokaklardan sesleniyor. Türlü türlü mahalle bir mahalle içinde… O kadar çok anlatıcı karakter var ki, romanın dağılmaması/savrulmaması için azami özen göstermiş yazar. Ve güzel olan şu ki yazar tarafsızlığını son ana kadar korumayı başarmış-ki bu bir yazarın dünyaya baktığı pencere açısından oldukça zordur. Taraf seçmeyi okuyucuya bırakmış.

SINIFSAL İLİŞKİLER

Gecekondu ve yoksul semtlere kapıları kırarak giren emniyet güçlerinin zengin muhitlerdeki ofislere çay kahve içmeye gider gibi ziyaretleri elbette ki taraflılıktan başka bir şey. Hizmetçiyi sert ve köşeli tasvir ederken hayatın herkese eşit davranmadığını anlamak mümkünken zenginlerin dünyasındaki menfaatlerin, tolerans ve esnekliği yaratmasını, pragmatik ilişkileri deşifre etmesi açısından oldukça hoş olmuş.

Düello havasını sona doğru kızıştıran, kin ve intikam duygularıyla romana adrenalin yükleyip okuyucuyu sürükleyen yazarın ana temaya bir de eklentisi var. Baştan beri satır aralarına sakladığı ‘hikayenin başında görünen tüfek sonunda patlar’ klişesini, düşüncesini, aslında siyah saplı ama kitabın kapağına taşınan beyaz saplı bıçağın işlevini nasıl tamamladığını, tamamlayacağı müjdesini de okuyucunun yüreğini soğutacak şekilde betimliyor.

Herkesin bilediği bir bıçağı mutlaka vardır demeye getirerek, öfkemizi bileylediğimiz sürece bir yerde patlaması gerekiyor; bu bazen kendimizde de olabilir. Hiç kimseye zarar veremiyorsak sevdiklerimizi üzmek, endişelendirmek ve korkutmak için kendimize zarar verebiliyoruz. Bunu Dilan karakteri üzerinden okuyucuya belletiyor.

‘Ben Feride Bu Benim Sesim’ romanı, örgütlülüğe güzelleme getiren bir eser.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x